Gözlerimiz, dünyayı algılamamızı ve yaşamın tüm güzelliklerine tanıklık etmemizi sağlayan en eşsiz pencerelerimizdir. Ancak bu eşsiz sistem, bazen hiçbir belirti vermeden, sessiz ve derinden ilerleyen hastalıkların tehdidi altında kalabilir. Tıp dünyasında görme yetisinin "sessiz hırsızı" olarak nitelendirilen Glokom (Göz Tansiyonu), erken teşhis edilmediği takdirde kalıcı ve geri dönüşümsüz körlüğe yol açabilen en tehlikeli göz hastalıklarının başında gelmektedir. Göz Hastalıkları Uzmanı Ayşe Öner ve alanında üst düzey tecrübeye sahip klinik ekibi olarak, glokomun teşhis ve tedavisinde en ileri teknolojileri hastalarımızla buluşturuyoruz.
Göz küremizin canlılığını, küresel şeklini koruyabilmesi ve kornea ile lens gibi damarsız dokuların beslenebilmesi için göz içinde sürekli olarak "aköz hümör" adı verilen özel bir sıvı üretilir. Sağlıklı bir gözde, üretilen bu sıvı, gözün ön kamerasında yer alan "trabeküler ağ" adı verilen mikroskobik kanallardan süzülerek gözü terk eder ve kana karışır. Üretim ve dışarı atılım arasında kusursuz bir denge vardır; bu denge göz içi basıncını (göz tansiyonunu) normal seviyelerde (genellikle 10-21 mmHg arası) tutar.
Glokom, göz içindeki bu sıvının dışarı atılmasını sağlayan drenaj kanallarında zamanla tıkanıklık veya direnç oluşması sonucunda sıvının göz içinde birikmesi hastalığıdır. Biriken sıvı, kapalı bir sistem olan göz küresi içindeki basıncı giderek artırır. Yükselen bu göz içi basıncı (tansiyon), gözün en arka kısmında yer alan ve milyonlarca sinir lifinden oluşan, göz ile beyin arasındaki iletişimi sağlayan optik sinire (görme sinirine) mekanik olarak baskı yapar ve sinirleri besleyen kılcal damarları ezer. Oksijensiz kalan ve ezilen sinir lifleri zamanla ölmeye başlar. Ölen sinir hücreleri kendini yenileyemediği için, glokoma bağlı gelişen görme kaybı kesinlikle kalıcıdır ve geri döndürülemez.
Glokom tek tip bir hastalık değildir; sıvının dışarı atılmasını engelleyen anatomik nedene göre farklı alt gruplara ayrılır:
Tüm dünyada ve toplumumuzda en sık görülen glokom türüdür (vakaların yaklaşık %90'ı). Göz içi sıvısının drene olduğu açının açık olmasına rağmen, mikroskobik kanallarda hücresel düzeyde bir tıkanıklık veya direnç vardır. Basınç çok yavaş ve sinsi bir şekilde yükselir. Hastalık yıllarca hiçbir belirti vermeden ilerler ve optik siniri yavaş yavaş tahrip eder.
Göz sıvısının atıldığı kanalın üzerini örten iris (gözün renkli kısmı) tabakasının, drenaj açısını aniden ve tamamen kapatması durumudur. Tıpkı lavabo deliğinin bir tıkaçla kapatılması gibi, sıvı aniden göz içinde hapsolur ve göz tansiyonu dakikalar içinde çok yüksek, tehlikeli seviyelere (40-60 mmHg) fırlar. Bu durum, şiddetli ağrı ve ani görme kaybıyla seyreden acil tıbbi bir tablodur ve derhal müdahale gerektirir.
Göz içi basıncının ölçümlerde tamamen "normal" sınırlarda (21 mmHg ve altı) çıkmasına rağmen, hastanın optik sinirlerinin hasar gördüğü ve görme alanının daraldığı, oldukça sinsi bir türdür. Bu durum, hastanın optik sinirlerinin basınca karşı genetik olarak normalden çok daha hassas olması veya optik siniri besleyen kan akımının (vasküler yetmezlik) yetersizliğinden kaynaklanır.
Göz travmaları, ileri evre diyabetik retinopati, göz içi iltihapları (üveit), göz tümörleri veya uzun süreli kontrolsüz kortizon (steroid) kullanımı gibi başka bir hastalığın veya dış etkenin sonucunda ortaya çıkan göz tansiyonu yükseklikleridir.
Glokom genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkma eğiliminde olsa da, bazı spesifik risk faktörlerini taşıyan bireylerin çok daha dikkatli olması ve düzenli taramalardan geçmesi hayati önem taşır:
Açık açılı glokomun en korkutucu özelliği, hastalığın ileri evrelerine kadar hiçbir ağrı, bulanıklık veya şikayet yaratmamasıdır. Hastalık, görme alanını önce en dış kısımlardan (çevresel görüşten) merkeze doğru yavaşça daraltır. Kişi, beynin görüntüleri tamamlama yeteneği nedeniyle bu çevresel kaybı yıllarca fark etmez. Ancak hastalık merkeze ulaştığında ve hasta bir borunun içinden bakıyormuş (tünel vizyonu) gibi hissettiğinde, optik sinirlerin %80'inden fazlası çoktan ölmüş olur.
Ancak aniden gelişen Kapalı Açılı Glokom Krizi durumunda şu şiddetli belirtiler saniyeler içinde ortaya çıkar:
Glokomda kaybedilen görmeyi geri getirmek mümkün olmadığından, tek silahımız "erken teşhis"tir. Kliniğimizde, sadece göz tansiyonunu ölçen basit testlerle yetinmiyor, optik sinirin sağlığını mikron seviyesinde analiz eden yapısal ve fonksiyonel ileri testler uyguluyoruz:
Glokom tedavisinin tek ve değişmez amacı; göz içi basıncını, o gözdeki optik sinire zarar vermeyecek güvenli seviyeye (hedef tansiyon) düşürerek, hastanın mevcut görme yetisini ömür boyu korumaktır. Tedavi planı, glokomun tipine ve hastanın durumuna göre üç farklı kategoride değerlendirilir:
1. Medikal (İlaç) Tedavisi Tedavinin ilk basamağını her gün, ömür boyu düzenli olarak kullanılması gereken özel göz damlaları oluşturur. Bu damlalar ya göz içi sıvısının üretimini azaltarak (örneğin beta-blokerler) ya da mevcut sıvının göz dışına atılımını hızlandırarak (prostaglandinler) göz tansiyonunu düşürür. İlaçların aksatılmadan kullanılması hayati önem taşır.
2. Lazer Tedavileri Damlaların yetersiz kaldığı, yan etki yaptığı veya hastanın damla kullanmayı unuttuğu durumlarda devreye giren son derece etkili ve ağrısız yöntemlerdir:
3. Cerrahi Tedaviler (Ameliyat) Göz damlaları ve lazer müdahalelerine rağmen göz tansiyonu düşürülemiyor ve optik sinir hasarı ilerlemeye devam ediyorsa, tek çare cerrahidir. Uzman Dr. Ayşe Öner’in deneyimli ellerinde başarıyla uygulanan güncel cerrahi yöntemler şunlardır:
Glokom, ömür boyu titizlikle takip edilmesi gereken, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuran kritik bir rahatsızlıktır. Yurt dışında yaşayan birçok hasta, rutin kontroller, OCT çekimleri veya ameliyat sıraları için sağlık sistemlerinin hantal yapısı nedeniyle aylar kaybedebilmektedir. Göz tansiyonunda kaybedilen her ay, optik sinirde yüzbinlerce hücrenin ölümü anlamına gelir.
Dr. Ayşe Öner Kliniği olarak, uluslararası sağlık turizmi hastalarımız için sadece zaman kazandırmakla kalmıyor, eksiksiz bir tıbbi güvence ve VIP hizmet konforu sunuyoruz:
Görme alanınızın yavaş yavaş kararmasına, dünyanın renklerinin tünelin ucunda kaybolmasına izin vermeyin. Glokomla mücadelede kaybedilecek tek bir gün bile yoktur. En ileri teknolojik donanımla göz tansiyonunuzu kontrol altına almak ve Türkiye’nin eşsiz sağlık turizmi konforuyla tanışmak için hasta birimimizle derhal iletişime geçebilirsiniz.
Ne yazık ki hayır. Glokom, tıp dünyasında "Sessiz Hırsız" olarak bilinir. Göz içindeki sıvı basıncının artarak görme sinirini yavaş yavaş ezmesi durumudur. Hastalık, görmeyi merkezden değil, en dış çevreden içeriye doğru (daraltarak) çalar. Siz hiçbir ağrı, kızarıklık veya bulanıklık hissetmezsiniz. Merkezi görüşünüz bozulduğunda ve siz bunu fark ettiğinizde, hastalık genellikle son ve geri dönüşümsüz evreye gelmiş demektir. Bu yüzden 40 yaş sonrası rutin göz check-up'ları ve OCT (Optik Biyopsi) ile erken tarama hayati önem taşır.
Damla tedavisi glokomun ilk ve en yaygın adımıdır ancak günümüzde "tek" seçenek değildir. Birçok hasta damlaları damlatmayı unutur, alerji yaşar veya damlalar gözde kızarıklık/kuruluk yapar. Kliniğimizde, hastalara damla bağımlılığından kurtulma şansı sunan SLT (Selektif Lazer Trabeküloplasti) tedavisi başarıyla uygulanmaktadır. Dokuya zarar vermeyen bu soğuk lazer işlemiyle göz içi sıvı kanalları açılır ve tansiyon güvenli seviyelere düşürülür. İleri vakalarda ise mikrocerrahi yöntemleri devreye girer.
Sizi uzun hastane koridorlarından ve cihaz kuyruklarından tamamen kurtarıyoruz. Türkiye'ye gelişinizin ilk gününde; göz tansiyonunuz, OCT (Sinir lifi kalınlık ölçümü) ve Bilgisayarlı Görme Alanı testleriniz ana dilinizde iletişim kuran asistanlarımız eşliğinde sıfır beklemeyle tamamlanır. Eğer SLT Lazer tedavisine uygunsanız, işlem sadece 5 dakika sürer ve tamamen ağrısızdır. Tedavi biter bitmez taksi beklemeden VIP araçlarımızla lüks otelinize bırakılır, ertesi gün uçağınıza güvenle binerek ülkenize dönebilirsiniz.
Randevu, bilgi ve danışma talepleriniz için formu doldurabilir ya da doğrudan bizimle iletişime geçebilirsiniz.