Göz sağlığı, hayatın güzelliklerini eksiksiz bir şekilde deneyimleyebilmemiz için sahip olduğumuz en değerli hazinelerden biridir. Ancak bazı durumlarda, doğuştan gelen genetik mirasımız gözlerimizin ışığı algılama biçimini derinden etkileyebilir. Halk arasında genellikle "Tavuk Karası" veya "Gece Körlüğü" olarak bilinen Retinitis Pigmentosa, ilerleyici görme kaybına yol açan, karmaşık ve genetik kökenli bir göz hastalığıdır.
Retinitis Pigmentosa (RP), tek bir hastalıktan ziyade, retinanın (gözün arka kısmındaki ağ tabaka) ışığa duyarlı hücrelerinin yavaş yavaş ve geri dönüşümsüz olarak dejenere olmasına (bozulmasına) neden olan geniş bir kalıtsal (genetik) göz hastalıkları grubunun genel adıdır.
Gözümüzün retina tabakasında ışığı algılayan ve görme sinyallerini beyne ileten iki ana hücre tipi bulunur: Çubuk (Rod) hücreleri ve Koni (Cone) hücreleri.
Retinitis Pigmentosa hastalığında, genetik mutasyonlar nedeniyle ilk olarak ve en şiddetli şekilde çubuk hücreleri hasar görmeye başlar. Bu hücrelerin ölümüyle birlikte hasta önce karanlıkta görme yetisini, ardından da çevresel görüşünü kaybetmeye başlar. Hastalık ilerledikçe, merkezde yer alan koni hücreleri de bu yıkımdan etkilenir ve en nihayetinde merkezi görme ve renkli görme de tehlikeye girer.
Retinitis Pigmentosa, tamamen genetik (kalıtsal) bir hastalıktır. İnsan DNA'sında retinanın sağlıklı çalışması için gerekli olan proteinleri üreten genlerde meydana gelen hatalı kodlamalar (mutasyonlar) bu hastalığa yol açar. Günümüzde RP'ye neden olan 300'den fazla farklı gen mutasyonu tanımlanmıştır.
Hastalık aileden çocuklara üç farklı kalıtım yoluyla geçebilir:
Hastalığın belirtileri ve ilerleme hızı, kişiden kişiye ve hastalığa neden olan spesifik gen mutasyonuna göre büyük farklılıklar gösterir. Çoğu hastada belirtiler çocukluk veya ilk gençlik yıllarında başlar, on yıllar içinde yavaş yavaş ilerler. En belirgin şikayetler şunlardır:
Kalıtsal retina hastalıklarının doğru ve erken teşhisi, genetik haritanın çıkarılması ve hastalığın seyrinin öngörülebilmesi için hayati önem taşır. Uzman Dr. Ayşe Öner ve ekibi, en gelişmiş oftalmolojik ve genetik tanı yöntemlerini kullanmaktadır:
Geçmişte "kesinlikle tedavisi yok" olarak nitelendirilen Retinitis Pigmentosa, günümüzde tıp ve genetik teknolojisindeki devrim niteliğindeki gelişmeler sayesinde yeni umutlara yelken açmıştır. Şu an için her bir gen mutasyonunu iyileştirecek standart bir hap veya ameliyat bulunmamakla birlikte, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı, mevcut görmeyi korumayı ve spesifik genlere yönelik hedefe yönelik tedavileri içeren geniş bir yelpazede hizmet sunulmaktadır:
1. Gen Tedavileri (Luxturna ve Devam Eden Çalışmalar) Modern tıbbın en büyük atılımlarından biri gen terapileridir. Günümüzde RPE65 geni mutasyonuna bağlı kalıtsal retina distrofileri için FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onaylı gen tedavisi (Luxturna) dünyada uygulanmaya başlanmıştır. Bu tedavide, sağlam gen laboratuvar ortamında özel bir viral vektöre yüklenerek doğrudan göz içine (retina altına) enjekte edilir ve hücrelerin sağlıklı protein üretmesi sağlanır. Kliniğimiz, dünyadaki gen tedavisi protokollerini yakından takip etmekte ve uygun genetik profile sahip uluslararası hastalarımızın bu tedavilere erişimi veya küresel klinik çalışmalara katılımı konusunda üst düzey tıbbi danışmanlık sağlamaktadır.
2. Destekleyici ve İlerlemeyi Yavaşlatıcı Tedaviler
3. Kök Hücre Uygulamaları: Kök hücre, işlevsel olarak farklılaşmamış, olgunlaşma sürecini tamamlamamış öncül bir hücredir. Basit anlatımla hücrenin en saf, en temel şeklidir. Bu öncül hücre insan vücudunda başka hücrelere dönüşebilme yeteneğine sahiptir.Kök hücreler kendiliklerinden uygun bir büyüme ortamına yerleşebilirler; çoğalabilirler, başka tür hücrelere farklılaşıp bu türün devamı niteliğinde türler üretebilirler; kendilerini yenileyebilir veya kendi hücre topluluklarının devamlılığını sağlayabilirler. Ayrıca vücudun bir yerindeki zedelenmeyi takiben bu dokuyu onarabilme ve onu işlevsel hale getirebilme potansiyeline sahiptirler. Bu potansiyelleri nedeniyle retinadaki hasarlı hücrelerin yerini alabilmekte ya da o hücreleri onarabilmektedirler. Mevcut özellikleri kök hücrelerin pek çok hastalıkta tedavi seçeneği olarak araştırılmasına ve kullanılmasına yol açmıştır.
KÖK HÜCRENİN ETKİ MEKANİZMALARI:
1-Hücre replasmanı: Sağlıklı kök hücreler dejenere sağlıksız kök hücrelerin yerini alabilir.
2-Nutrisyonel destek: Sağlıklı kök hücreler büyüme faktörleri salgılayarak çevresindeki hücrelerin yaşam desteklerini arttırır.
ÜLKEMİZDE KÖK HÜCRE UYGULAMALARININ YASAL BOYUTU NEDİR?
Ülkemizde kök hücre ile ilgili hem klinik hem de araştırma düzeyinde uygulamalar yapılmaktadır. Bu konuda gerekli desteği sağlamak üzere 2006 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde Kök Hücre Danışma Kurulu oluşturulmuştur. İnsanlar üzerinde yapılacak klinik araştırmalar ve deneme amaçlı tedaviler için bu kuruldan izin alınması gerekmektedir.
UYGULANAN KÖK HÜCRE NEREDEN ALINMAKTADIR?
Kök hücre otolog, yani kişinin kendi kök hücresi şeklinde ya da allojenik, yani başka bir kişiden elde edilen kök hücre şeklinde olabilir. Göz hastalıklarında kullanılan hücreler genelde allojeniktir yani başka kişiden alınır. Hücre tipi olarak ise mezenkimal kök hücreler tercih edilir. Kordon kanı, yağ doku ya da kemik iliği kaynaklı hücreler en çok kullanılan hücrelerdir. Hücreler Sağlık Bakanlığı tarafından akredite edilen kök hücre laboratuarlarında hazırlanmaktadır.
KÖK HÜCRE NAKLİ HANGİ GÖZ HASTALIKLARINDA UYGULANABİLMEKTEDİR?
Kök hücre uygulamaları en çok kalıtsal retina hastalıkları, optik sinir hastalıkları ve kalıtsal kornea hastalıklarında kullanılmaktadır. Uygulama yapılan retina hastalıkları arasında Retinitis Pigmentosa (Halk arasında Gece Körlüğü ya da Tavuk Karası olarak bilinir), Stargardt Makula Distrofisi, Yaşa bağlı makula dejenerasyonunun özellikle kuru tipi (Sarı nokta hastalığı) ve diğer dejeneratif retina hastalıkları sayılabilir. Optik sinir hastalıkları arasında glokom kaynaklı, idiopatik, travmatik ya da diğer nedenlerle oluşan optik atrofiler sayılabilir.
KÖK HÜCRE UYGULAMASININ ETKİSİ NEDİR VE ETKİ SÜRESİ NE KADARDIR?
Kök hücre uygulamasının esas amacı hastalığın ilerlemesini durdurmaktır. Tedavi edilen hastaların %60-80 inde görme artışı ve görme alanı genişlemesi oluşabilmektedır. Cerrahi öncesi görme ne kadar iyi ise sonrasında görme artışı da o derece çok olmaktadır. Ayrıca görme alanında genişleme ve retina fonksiyonlarında da iyileşme görülmektedir. Tedavi ne kadar erken aşamada yapılırsa elde edilen sonuç da o kadar iyi olmaktadır. Günümüzde en uzun takip edilen hasta grubunun 5 yıllık takipleri mevcuttur. Dolayısıyla tedavinin en az 5 yıl etkisinin devam ettiği bilinmektedir. Maksimum etki süresi henüz bilinmemektedir. Hiç görmeyen hastaya kök hücre tedavisinin faydası olmaz.
KLİNİĞİMİZDE TERCİH EDİLEN UYGULAMA ŞEKLİ NASILDIR?
Kliniğimizde hücre tipi olarak mezenkimal kök hücre (MKH) tercih edilmektedir. Kaynak olarak kordon kanı, yağ doku ya da kemik iliği kullanılabilmektedir. Bunlar içinden en çok tercih edileni ise potansiyelinin yüksek olması nedeniyle kordon kanı kaynaklı mezenkimal kök hücredir.
Uygulama şekli olarak ise daha güvenli olması ve daha sonra yapılacak diğer tedavileri engellememesi nedeniyle subtenon ve suprakoroidal uygulama tercih edilmektedir.
Cerrahi işlem hastanın isteğine göre genel ya da lokal anestezi ile yapılabilir. Ameliyat yine hastanın isteğine göre tek göze ya da aynı seansta iki göze uygulanabilir. Cerrahi sonrasında 1 ay süreyle hastaya damla tedavisi yapılır. Kontroller cerrahi işlem sonrası 1. Gün, 3. ay ve 6. ayda yapılır. Daha sonra 6 ayda bir takiplere devam edilir. Takiplerde görme alanı ve OCT testleri uygulanır.
4. Az Görenlere Yardım Cihazları (Low Vision Aids) ve Rehabilitasyon Hastaların mevcut vizyonlarını en verimli şekilde kullanabilmeleri için teleskopik gözlükler, özel büyüteçler ve elektronik okuma sistemleri ile detaylı bir rehabilitasyon programı uygulanarak hastanın günlük yaşama maksimum adaptasyonu sağlanır.
Retinitis Pigmentosa, umutsuzluğa kapılacağınız bir son değil, bilimle, doğru takip ve bilinçli yönetimle mücadele edilecek bir süreçtir. Genetik kodunuzdaki şifreyi çözmek, en ileri teknolojilerle göz sağlığınızı koruma altına almak ve tanışmak için kliniğimizle iletişime geçin.
Retinitis Pigmentosa (Tavuk Karası), genetik bir hastalık olup görme hücrelerini yavaş yavaş dışarıdan içeriye doğru öldürür. Hastalığın genetik kökenini tamamen yok eden standart bir damla veya hap henüz yoktur. Ancak kliniğimizde uygulanan Oküvizyon (Elektrostimülasyon) ve Valeda Işın Tedavisi (Fotobiyomodülasyon) gibi yenilikçi biyogeribildirim tedavileriyle, henüz ölmemiş ancak uykuya dalmış (stresli) hücreler uyarılarak yeniden canlandırılmakta ve hastalığın ilerleyişi (görüş daralması) bilimsel olarak ciddi oranda yavaşlatılabilmektedir.
Gen tedavileri oftalmolojinin en büyük devrimidir, ancak her hastaya uygulanamaz. Gen tedavisinin uygulanabilmesi için iki şart vardır: Birincisi, genetik test ile (örneğin RPE65 gibi) spesifik hastalıklı geninizin tespit edilmiş olması gerekir. İkincisi ve en önemlisi; gözünüzde bu tedaviyi alacak kadar "canlı" hücre kalmış olması şarttır. Kliniğimizde yapılan FAF (Hücresel Haritalama) ve ERG (Elektrofizyoloji) testleri ile gen tedavisine uygunluğunuz sıfır bekleme süresiyle kesin olarak raporlanır.
Teşhis ve gen tedavisine uygunluk check-up'ınız kliniğimize ulaştığınız ilk gün, ana dilinizde destek veren asistanlarımız eşliğinde tamamlanır. Eğer Oküvizyon veya Valeda gibi seanslı (örneğin 1-2 haftalık) hücresel canlandırma tedavilerine uygunsanız; bu süre boyunca lüks konaklamanız ve kliniğe VIP transferleriniz tarafımızca organize edilir. Türkiye seyahatinizi, karanlığa karşı savaştığınız konforlu bir rehabilitasyon kampına dönüştürüyoruz.
Randevu, bilgi ve danışma talepleriniz için formu doldurabilir ya da doğrudan bizimle iletişime geçebilirsiniz.